11 Ağustos 2011

onbirağustosnotları

*Michigan Üniversitesi, otostop üzerine bir araştırma yürütmüş ve sürücünün gözlerinin içine bakarak otostop çekmenin başka yöne bakarak çekmeye göre daha etkili olduğunu belirlemiş. Hippi kuşağına dair kötü haber iyi giyimli kişilerin daha çabuk araç durdurabildiği yönünde. Otostopu en kısa ve en etkili şekilde sonuçlandıranlar ise dekolteli kadınlarmış. Türkiye sineması dekolteli otostop çekmenin faydalarını çok önceden keşfederek Amerikan üniversitesine fark atmış görünüyor.

*Edinburgh Fringe Festivali İskoçya'da başladı. Sınır anlamına gelen Fringe adıyla düzenlenen festival bir tiyatro festivali olmasının yanı sıra alternatif bir oyun ve eğlence festivali olmasıyla da ilgi çekiyor. Yapımcılar, senaristler, oyuncular ve John Malkovich ve pandomim sanatçıları, küçük tiyatroların büyük sahnesinde buluşuyor. Festival bir haftasını doldurmak üzere ama geç kalmadınız. İki hafta daha sürecek festivalde bağımsız ve aykırı sahneler sizi bekliyor.

*Topraksız yoldaş Metin Yeğin Şili'den seslendi: ''Santiago Şili doğumlu arkadaşla arabada gidiyoruz. Ellerinde bir harita. İkisi de Şili’nin içinden, köylerinden değil. Bir yol bulup, para ödemeden eve varmaya çalışıyoruz. İddiaya girdik. Her yola girdiğimizde market kasaları bizi bekliyor. Bütün market kasiyerlerinin rüyalarına girdiğini düşünüyorum o sesin. Yolun paralı olduğunu fark edip dönüyoruz. Yeni bir yol deniyoruz. Sonra bir yenisini. Para ödemeden eve varamıyoruz. İşgaller sırasında kullanılan okul sıraları hoşuma gidiyor. Demek kopya yazmak ve yaslanıp uyumak dışında da işe yaradığı şeyler var. Neil Postman yazıyordu: ''Bir arkadaşım televizyonun üstüne kitaplarını dizdi. İki sıra rafın alacağı kadar kitap sığıyor üstüne. Bir diğeri ertesi gün sınavı varken odanın ampulü bozulduğunda, televizyon ışığında çalışmış sabaha kadar.'' İyi bir şey televizyon. İyi bir şey okul sıraları. Üst üste logo gibi dizilerek, barikat yapılabiliyor. Haiti’nin devrik lideri Aristide’ye, Naomi Klain soruyordu: ''Neden size karşı darbe yaptılar?” ''Üç nedeni var” diyordu Aristide: ''Özelleştirme, özelleştirme, özelleştirme.'' Ben zorunlu olarak her şeye evet demiştim ama üç şeyin özelleştirilmesine karşı çıktım: Telefon, elektrik ve suyun. Darbecilere el kılavuzu: Özelleştirme yapan bir hükümete darbe yapamazsınız.''

*Nil nehrinin piramitlerle mülhem ülkesi Mısır'ın otelleri Arap baharının ardından sinek avlamaktaymış. Eğer cesaretiniz varsa, Mısır havuzlu lüks otelleri ile çok uygun fiyatlara korkusuz misafirlerini ağırlamayı beklemekteymiş.

*Görüşmek dileğiyle erkekler dekolte işini fazla abartmasa iyi olur, Mısır'dan kart atın, Nefertiti'ye selamlar.
5 yolayazmak / on the road: 2011 *Michigan Üniversitesi, otostop üzerine bir araştırma yürütmüş ve sürücünün gözlerinin içine bakarak otostop çekmenin başka yöne bakarak çek...

28 Temmuz 2011

Vizesiz Paris


Paris Nord,
Vanves, Le Vesinet, Chatelet, Bussy, Grigny..

13 farklı rota ile Paris Komünleri.
Simon Bouisson'un interaktif Paris anlatısı;
Les communes de Paris.

Eyfel kulesi yok, turistik mavralar yok, şehrin sıradan ve gerçek yüzü var. Paris'in banliyöleri, arka sokakları, ağaçları, duvar resimleri, daimi yolcuları. Makinisti, manavı, sokak satıcısı, lanetlisi, genci, Cezayirlisi ile saf bir şehir anlatısı.

Simon Bouisson
'dan yapay ve eğri şehir anlatıcılarına karşı yaratıcı ve öncü bir çalışma.
Şehrin belleğini kendi sesiyle kaydetme çabası. Paris'le yüzleşmek isteyenlere.
5 yolayazmak / on the road: 2011 Paris Nord, Vanves, Le Vesinet, Chatelet, Bussy, Grigny.. 13 farklı rota ile Paris Komünleri. Simon Bouisson'un interaktif Paris an...

13 Temmuz 2011

Alaçatı veya Kazananlar Kulübü

Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Eğer paranız var ruhunuz yoksa Alaçatı tam da size göre bir yer.

Yüksek yüksek tepelere ev kurmaz bizim iş bilir butik otelci zevatı. Gider bir Rum evini talan eder içinde bir
tütsü yakar oldu mu sana otantik, ışıkları da biraz loş yaptı mı işte sana mistik.

Bir ibadet gibi ayak bastığı köylerde, koylarda, adalarda önce bağları yok edenler gibi iş bilir butik otel takımı da ayak bastığı köylerde, koylarda, adalarda önce o iklimin, sokakların, evlerin ruhunu yok eder.

Sonra kendi halindeki bir rüzgar köyünde sakız ağaçlarının, zeytin ağaçlarının yanında peyda olur vafılcısı, kıytırık tasarımcısı, lailası, zurnası, mevsimlik ünlüsü, sonradan gurmesi. Paranın inorganik insan tiplemeleri, tabiatın, kültürün zararlı haşareleri.

Gelirler bir merhabayı bile metalaştırırlar. Sakız ağaçlarının, reçellerin, kedilerin, rüzgarın tabiatını bozarlar. Binbir çeşit otun bile tadını, tabiatını bozarlar.

Askeriyenin boşalttığı köylere ''Önce Vatan'' yazması gibi inorganik zengin takımı da bir reklam tabelası gibi Uğur Mumcu'nun ismini yazar dokusunu tahrip ettiği sokaklara. Hem param var hem de Cumhuriyetçiyim imajı.

Geçiniz, bakın Uğur Mumcu ne diyor, ''Giresun'daki yoksul köylüler, sizin icin öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük. Adana'da paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan isçiler, sizin için öldük. Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi…''

Sizin uzağınızdan bile geçmiyor. Utanın.

Anadolu'nun bir köyünde define bulmak adına, batıl inançları adına bir tarihi eseri yok eden insan ne kadar çağ dışı ve suçlu ise siz de o kadar çağ dışı ve suçlusunuz marka fetişleri.

Bir köyün kültürel mirasını kendi zevkleriniz ve uzuvlarınız adına yoketmeye çalıştığınız için, yerel kültürü, yerel muhabbeti, yerel damak zevkini, duvarların, sokakların yüzlerce yıllık ruhunu yok eden siz belediye başkanı, otel işletmecisi, dükkan işletmecisi, lokantacısı sizi tarihe ve zamana şikayet ediyorum.

Sizin ahlakınızı kayda geçiriyorum kazananlar kulübü.
5 yolayazmak / on the road: 2011 Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Eğer paranız var ruhunuz yoksa Alaçatı tam da size göre bir yer. Yüksek yüksek tepelere ev kurmaz bi...

19 Haziran 2011

Ankara'nın Yolları da

Bozkırdır, içredir kendine.
Bir taş atsan hani bir ömür geçer de taş düşmez yere.
Ah eslerin taşrası.
Diyeceğim bekleme, sağdan da soldan da girsen şehre, apolitiktir kendileri.
Bürokrasi bir taşra şakasıdır ki, Ankara'nın yolları da bağları da bu şakayla örmüştür dört bir yanı.
Lan diye söze başlamak değil mesele, Ulus'tan bir çizgi geçer de böler şehri ortadan ikiye.
Bir yanı Altındağ bir yanı Çankaya'dır. Bir yanı Sincan bir yanı da Tunalı Hilmi Caddesi.
Altındağ'da ot içilir, Çankaya'da şarap. Mesele içmek de değil, Altındağ'da Orhan Kemal'in isimsiz kahramanları yaşar, Çankaya'da yazar çizer tayfası. Altındağ'da emanetle, Çankaya'da bir 'Alo' ile racon kesilir. Altındağ'da kadınlar uzun ve dar entarisi, Tunalı'da çorap desenleri ve çantalarıyla piyasa yapar. Altındağ'lı oğlanlar okkalı yüzükleri, Tunalı'lılar piercingleriyle.
Altındağ'lı güneş yanığı, Çankaya'lı solaryum bronzudur. Altındağ'da doğan görünümlü şahin hala modadır, Tunalı'da scooter.
Tunalı Hilmi Caddesi'nde midye yemektir zevk, Sincan'da ise kıyak bir Ankara havası dinlemek.
Doğma büyüme Çankaya'lısı bile bir sebep Ulus'tan geçer.
Sincan'lısı arkadaşlarından habersiz Tunalı Hilmi Caddesi'nde voltaya çıkar, Tunalı'sı da bir gazinoda Sincan havası dinlemeye.
Düğümdür.
Çankaya'lısı bir yandan çeker, Sincan'lısı bir yandan.
''Ankara'nın bağları da büklüm büklüm yolları.''
Çözmek istersin de sarhoş olmuşsundur kaldıramazsın kolları.
5 yolayazmak / on the road: 2011 Bozkırdır, içredir kendine. Bir taş atsan hani bir ömür geçer de taş düşmez yere. Ah eslerin taşrası. Diyeceğim bekleme, sağdan da soldan da...

22 Mayıs 2011

Bir Zamanlar Anadolu'da

''Touching on life, death and everything in between in 157 minutes, this metaphysical road movie follows a police investigation that, when the story opens, has led its characters into near dark.'' Olivia Parker / The Telgraph

''Nuri Bilge Ceylan, is an ambitious, leisurely inquiry into a specific world — the haunting land of its title — that transcends borders. Touching on life, death and everything in between in 157 minutes, this metaphysical road movie follows a police investigation that, when the story opens, has led its characters into near dark.'' Manohla Dargis / Nytimes

''The festival’s second prize, the Grand Prix, was split between two films, ‘The Kid With a Bike’ by Jean-Pierre and Luc Dardenne and ‘Once Upon A Time in Anatolia’ by Nuri Bilge Ceylan. The first is a typically economic and wise fable about a troubled young child in working-class Belgium. The second is an epic and rigorous sideways portrait of a night and day in a murder investigation. ‘Once Upon a Time in Anatolia’ strong takes the films of Ceylan (‘Uzak’, ‘Three Monkeys’) somewhere new. For me, it was the only masterpiece in the Cannes competition – and that’s in a year of very films all round.'' Dave Calhoun / TimeOut London

5 yolayazmak / on the road: 2011 ''Touching on life , death and everything in between in 157 minutes, this metaphysical road movie follows a police investigation tha...

14 Mayıs 2011

Yolda...Ses...Bir iki üç...Gecegece

Gece gece, yollar, yoldakiler, Jack Kerouac, toz, otostop, çadır, gezgin, yol ezgileri, rüzgar, vize, no visa, the green hills of Africa, ortadoğu, latin Amerika, Afrika dahil, Bob Dylan, Neal Cassady, dünyanın lanetlileri, mülksüzler, dönmeyenler, Jack London, Victor Jara, Sait Faik, yol üstü lokantaları, yol altı müzikleri, yol ortası düşleri, Kars, Pilsen, Hama, Montana, La paz, Bogata, Ankara, dostlar, muhabbet, gece gece, göz gözü gördüğünde, mümkün olduğunca çok yol az hece, sadece yola çıkmak istediğimizde, siz yola çıkmak istediğinizde, bekleriz muhabbete.


*baykuşun altındaki bölümde, sadece gece, önceden duyurulan saatte canlı radyo yol yayını.
*dinleyebilmek için İnternet Explorer, Mozilla, Netscape, veya Opera
sunucularından biriyle bloga giriş yapın.
*ekranın üst kısmında çıkacak Activex denetimini ve Flatcast radio
eklentisini çalıştırın.
* gecegece yolda kalın.
5 yolayazmak / on the road: 2011 Gece gece, yollar, yoldakiler, Jack Kerouac, toz, otostop, çadır, gezgin, yol ezgileri, rüzgar, vize, no visa, the green hills of Africa, or...

Maveraünnehir ya da Orta İkiden Ayrılan Çocuklar

Meçhul Öğrenci Anıtı
Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür.

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
-Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbinedir

Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım

O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler

Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek

Ece Ayhan - Devlet ve Tabiat ya da Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler
5 yolayazmak / on the road: 2011 Meçhul Öğrenci Anıtı Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında Bir teneffüs daha yaşasaydı Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüd...

27 Nisan 2011

Ölü Heykeller Derneği

Heykeller insanlarla yaşar; insanların bakışıyla, dokunuşuyla.
Heykeller şehirlerle yaşar; şehre kattıklarıyla anlamlarıyla.
Heykeller zamanda yaşar; zamanın silemediği izleriyle.

Biri gelir içine tükürmek ister Ankara'daki Periler Ülkesi'nin, öbürü gelir tükürmekle de kalmaz Kars'taki İnsanlık Anıtı'na. Al sana Ankara'dan Kars'a kültür turizmi; Ölü Heykeller Gezisi.

Yol boyunca ötekileştirilmiş, çirkinleştirilmiş, harabeleştirilmiş kilise, han, hamam, sur ve kale de cabası. Son durak Ani ''Harabeleri''. Bir tarihi mirası nasıl hiç ettiğimizin resmi dilde tereddütsüz yer bulması; Ani ''Harabeleri''.
Çin'in uzaya gönderdiği ilk insan Yang Livei, ''Ben baktım, uzaydan Çin Seddi görünmüyor'' dediğinde çok tartışılmıştı. Şimdi hepimiz bakıyoruz, Kars ile Erivan arasındaki o barışa uzanan el, o insanlık çağrısı, kardeşlik köprüsü Ermenistan'dan görülemeyecek. Artık İnsanlık Anıtının da payına düşen çaresiz bir 'güvercin tedirginliği'.

Şu sıralar birileri 'çılgın proje'ler peşinde, bir heykeli, insanlığın ortak mirasını yıktırmak sanırım onlar için hiç çılgın değil. Birazdan çıkıp o ucube 'Galata Kulesi'ni yıkın diyebilirler ya da o ucube 'Kız Kulesi'ni.

Zeugma, Allianoi...

Anadolu'nun derelerine, Kaz dağları'na, Sinop'una göz diken, Hes'ler, Maden talancıları, Nükleer simsarlar..

Periler Ülkesi, İnsanlık Anıtı...

Burası Ölü Heykeller Derneği, Hoşgeldiniz...

26 Nisan 2011 Kars'taki İnsanlık Anıtı parçalanmaya başladı. O görüntüler bana Bağdat'taki Saddam Hüseyin heykelini yıkan Amerikan askerlerini hatırlattı. Bir ülkenin kaderine yön vermeye çalışan emperyalist güçler ve bir kentin belleğini yok etmeye çalışan içimizdeki Amerikalılar.



''Tarihi yapan kadar, tarihi yıkan da tarihe geçer.'' Sanat Dergi grubu, tarihi yıkanların arasında yer almamak için 7 Mayıs günü AKM önünde toplanıp, sessiz heykeller olmaya çağırıyor herkesi.
İnsanlık Anıtı olmaya çağırıyor...
5 yolayazmak / on the road: 2011 Heykeller insanlarla yaşar; insanların bakışıyla, dokunuşuyla. Heykeller şehirlerle yaşar; şehre kattıklarıyla anlamlarıyla. Heykeller zam...

23 Nisan 2011

Yollar Genç Gezginleri Çağırıyor Şimdi

Ve beklenen gün geldi.

18 ile 24 yaş arasında üniversite okuyan, yol düşleri kuran, atlasların gizli müdavimleri ''Yollara Özlemini'' anlatacak. Hem kendi yola çıkacak hem başkalarına yol olacak.

Özlem Pansiyon ailesinin yeni yolcuları, saatlerimizi ayarlayalım, biletlerimizi şimdiden ayırtalım. Sizi tanımak, sizin yol düşlerinizle yeni yollar keşfedecek olmak çok heyecanlı.

''Ne geçmiş tükendi, ne yarınlar,
hayat yeniler bizleri,
geçse de yolumuz bozkırlardan,
denize çıkar sokaklar''

Yollarda buluşmak üzere...

5 yolayazmak / on the road: 2011 Ve beklenen gün geldi. Özlem Pansiyon 2011 Genç Gezginler Seyahat Bursu yola koyuldu. 18 ile 24 yaş arasında üniversite okuyan, yol düşl...

27 Şubat 2011

Komün 11 - Porta Alegre

Gezgin, yazar, topraksız, patronsuz, sokak yönetmeni Metin Yeğin Arjantin'den bildiriyor*

Brezilya'dayım. Porto Alegre'de.
Mahalle toplantıları yapılıyor. Dünya kupası yapılacak burada, 2014 yılında herkes kupaya hazırlanıyor. Dünya kupası demek yoksulların evlerinin yıkılıp dışarı atılması demek. Güney Afrika'da olduğu gibi ya da Avrupa şampiyonası öncesi Atina'da. Koca temaşa futbol yoksulları auta atıyor. Sadece yoksullar değil, oldukları yerde 30-40 yıldır oturan orta sınıf da yerlerinden sürülüp kent dışına süpürülüyor.

Garip bir topluluk var. Yavaş yavaş çıkılan katlarla orta sınıfa dâhil olanlarla evlerin sırtına yapışmış kâğıt toplayıcıları bir arada. Bir gün önce gezdim bunları. Ne güzel! Dünya kupası bir araya getirmiş herkesi. Futbolun, sporun dil, din ırk gözetmeksizin herkesi birleştirmesi ne güzel! Ağlamak istiyorum.

İşin garibi konuştuğum hiç kimse dünya kupasına karşı değil.
Sanki onların değil benim evim yıkılacak. Allahtan evim yok da yıkılma tehlikesi de yok. Yoksa gerçekten bu konuşmalardan sonra döner eve bi bakıp gelir karşısında kendimi çimdiklerim. İnsanın malı mülkü olmaması güzel, çimdik yemiyorsunuz. -Bir toprak satın alırsan, toprak sahibi olursun. Fakat ona çit çek, kontrol et, sınırından biri girerse adamı vur, adam seni vursun. Bir sürü iş. Sen toprak sahibi olursan toprak da senin sahibin olur.- Herkes ben dünya kupasını çok seviyorum diyor. Okumuştum. 'Brezilya'da en gelişkin spor basketboldur. Futbol mu? Futbol spor değil dindir' diyordu yazar. Herkes dinine sahip çıkıyor.

Herkes evini yıktırmayacağını söyledi. İlk konuşan bir kağıt toplayıcısıydı. Bir gün önce uğramıştık evine. Kalın mukavvalardan ya da iki kat yapılarak kalınlaştırılmış mukavvalardan meydana gelmişti. Kesinlikle evimi bırakmayacağım diyordu. Kapısının hemen önünden coşkuyla akan bir kanalizasyon nehri vardı. Şimdi burada durun. İşte bu sefaletten kurtaracaklar. Bu kadar saf mısınız gerçekten? Hiç mi müteahhit görmediniz? Zevk için mi burada oturduklarını zannediyorsunuz? Hepsini yıkıp yerlerine yürüyen merdivenlerle tırmanılan alışveriş merkezleri, güzellik salonları, ve mutlaka uluslararası hamburgerci dükkanları açacaklar. Bunlara harcanan paranın 100'de biri ile zaten bu mahalleler düzelir. Fakat biz dünya kupasını çok seviyoruz.

Kalktım söz aldım. Biz de dünya kupasına katılalım dedim. Yoksullar da dünya kupasına katılsın. Bir proje yapalım. Otel, alışveriş merkezleri ve benzerleri yerine evler inşa edilsin bu projeyle. Sonra gelip kalsınlar dünya kupası sırasında. Futbolcular, hakemler, her şeyi bilen futbol yorumcuları filan, federasyon başkanları ve muhtemel olacak başkanlar, spor kulübü yöneticileri. Sonra evler yoksulların olsun. Neden mi? Zaten onların paralarıyla yapılmıyor mu statlar? İlk defa sonra yeniden işe yarayan bir tesis olsun dünyada. -Hakkını yemiyim eski Sovyetler Birliği'nde, Abhazya'da yapılan bu tesisler kullanılıyordu. Atış talimleri yapıyordu Abhaz savaşçılar.

Komün demek her şeye katılmak demektir. Kentin öte ucunda oturan bir kişi bile kentin diğer ucunda bir alışveriş merkezi inşa edilip edilmemesi kararına katılmalıdır. Her şey bir yana bunun inşası ile senin kullanabileceğin su oranı azalacak, denizin ve havan daha çok kirlenecek. Bu yüzden bütün kent topraklarının kamulaştırılması önerisi önemlidir. Kentin kenarında bin bir güçlükle hayata tutunan bir aile, gün gelip biraz para kazanabilme şansına sahip olması, planı öğrenerek binlerce metrekare yer kapayan birisinden çok mu daha haksız? Yaşamını sürdürebilmek için gecekondu inşa etmek için bir avuç toprak işgal eden mi suçlu yoksa TOKİ'den bedava binlerce binlerce dönüm yer kapatan müteahhit mi?


Bu yazı http://internationala.org sitesinden alınmıştır.
5 yolayazmak / on the road: 2011 Gezgin, yazar, topraksız, patronsuz, sokak yönetmeni Metin Yeğin Arjantin'den bildiriyor* Brezilya'dayım. Porto Alegre'de . M...

23 Şubat 2011

AnkaRantiye İşe bak!

Ankara'yı rantiyeye çevirmek isteyen birileri var,
her kaldırım boşluğundan nasiplenmek isteyen birileri var.
Yaya şeridine göz diken birileri var.
''Bi pisuarı eksik Kuğulu alt geçidi. İşe bak!''
O sokaklar ki aşık olduk, hüzünlü olduk, sarhoş olduk, dostlarla olduk,
şarkı olduk, slogan olduk, hep beraber olduk.
Ankara'yı açık hava otoparkına çevirmeye çalışan birileri var.
Ankara'nın meydanlarına, parklarına göz diken birileri var.
Sokaklar bizimdir, gün gelir aşk yaparız, gün gelir devrim.
O sokaklardan yürüyerek biz hep Kızılay'a çıkarız.

Sokaklarımızı vermiyoruz. İşe bak! İşe bak!

*Video Küf Project
5 yolayazmak / on the road: 2011 Ankara'yı rantiyeye çevirmek isteyen birileri var, her kaldırım boşluğundan nasiplenmek isteyen birileri var. Yaya şeridine göz diken bi...